Ana Sayfa >> Doğurganlık >> Doğurganlığı Etkileyen Faktörler
Doğurganlığı Etkileyen Faktörler

Doğurganlığı Etkileyen Faktörler

Doğurganlığı Etkileyen Faktörler

Sağlıklı yaşam biçimi davranışları bireyin hayata sağlıklı ve kendini daha iyi hissedecek şekilde devam etmesini belirleyen davranışlardır. Hastalık ihtimaline karşı önlem olması dışında bireylerin ruh sağlığına da olumlu etki ederek mutlu hayatlar sürmelerinde belki de en önemli faktördür.Kısırlığa ve ihtimaline yol açan Doğurganlığı Etkileyen davranış ve alışkanlıklar ise genellikle stres, sigara içmek, zayıflık, alkol kullanımı, kafein, anne yaşı, çevresel zararlı maddeler, egzersiz yapmamak, obezite ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar şeklinde açıklanabilir.

Stres

Stresin insan vücudunda sinir ve bağışıklık sistemleriyle hormonlara zarar vererek Doğurganlığı olumsuz etkilediği  bilinmektedir. Yardımcı üreme teknikleriyle tedavi alan hastalara yaptığı olumsuz etkiler araştırılmaya devam etmektedir fakat stresin sebep ve düzey anlamındaki ölçüm ya da tanımına ulaşmak çok güçtür. Tüp bebek tedavisi alan hastalarda stres, yumurta toplama işleminde yumurta sayısına olumsuz etki etmekte ve toplam durumda gebelik oranlarını düşüren bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Keza embriyo transferi esnasındaki sıkıntılı zamanlarda adrenalin seviyesi yüksek hastalarda gebelik ihtimalini azalttığı araştırmalarla belirlenmiştir. Aynı araştırmalar “Stresle Başa Çıkabilme” programlarının ise gebelik oranlarını yükseltmekte başarı sağladığını göstermiştir.

Sigara İçmek

Yardımcı üreme tedavilerine ve aslında doğurganlığı en çok olumsuz etki yapan faktörlerin ilk sırasında yer almaktadır. Sigara içme alışkanlığı olan kişilerin kısırlık riski, içmeyenlere oranla 1,6 kat fazladır. Bunun yanı sıra sigara içmek 1 ila 4 yıl arasında değişen sürelerde erken menopoza sebep olmakta, yumurta gelişimi/yumurtlama/döllenme ve embriyonun erken gelişiminde olumsuz etkiler yapmaktadır.

Tüp bebek tedavisi alırken sigara içen hastalarda içmeyenlerle aynı sayıda embriyo transfer edilse dahi gebelik elde etme oranı % 50’den azdır. Bunun yanında yaklaşık 2 kat fazla siklus gereksinimi oluşmaktadır. Sigara içmek, “Ovulasyon İndiksiyonu” yani yumurta gelişiminin uyarılması işleminde hastanın olumsuz cevap vermesine neden olmaktadır.

Sigara içen erkeklerde ise Mikroenjeksiyon ve tüp bebek tedavisi şansı düşmektedir. Bu tedavilerde pasif içicilerin dahi içenler kadar risk taşıdığı da akıldan çıkarılmamalıdır.
Obezite  

Kadınların yumurtalıklarına olumsuz etkiler yapan bir rahatsızlık türüdür. Adet görmeme ve adet düzensizliği, kız çocuklarında ilk adetin erken yaşta gerçekleşmesi, erkeklik hormon seviyesinin artması, Polistik Over Sendromu, düşük ihtimallerinde artma ve yardımcı üreme tedavilerinde düşük gebelik oranları benzeri sorunlara yol açarak doğurganlığa zarar vermektedir.

Gebe kalmadan önce 80 kilogram ve daha fazla olan kişilerde gebelik bekleme süresi iki kat fazla olmaktadır. Erkeklerde ise Obezite % 20 oranında sperm azalmasına yol açtığından dolayı sperm kalitesinin de bozulmasına sebep olmaktadır.

Tüp bebek tedavilerinde yumurta uyarılması sırasında yüksek dozda ilaçlar kullanılması gerekmektedir. Follikül gelişimi yetersiz olduğunda siklus iptal durumu daha sık gerçekleşebilir ve bu durumun yaşanma olasılığı normal kiloda olanlarda % 5 oranındayken, obezlerde % 25’tir. Bu yüzden Obezite rahatsızlığı yaşayanlardan daha az sayıda yumurta elde edilmekte ve sikluslar da artmaktadır. İlk siklusataki canlı doğum oranı BKİ>27 olduğunda % 33 oranında azalış gösterir. Aynı kişilerden % 50’lik grupta ilk 3-6 siklusta, % 75’inde ise ilk 9 siklusta gebelik elde edilmektedir.

Yapılan araştırmalara göre bel ve kalça ölçülerindeki 0.1’lik her artış, siklus başına gebelik elde etme oranını % 30 azaltmaktadır.

Zayıflık

Obezite gibi zayıflık da doğurganlığı olumsuz etkilemektedir. BKİ<19 olan kadınların gebelik için bekleme süresi 4 kat fazladır ve ortalama olarak 29 ay beklemek zorunda kalmaktadırlar. Oysa normal kadınlarda bu süre 6,8 aydır.

Erkeklerde BKİ<20 olduğunda sperm kalitesi azalma göstermektedir.

Normalden zayıf kadınlarda gebelik sırasında bebekte gelişim geriliği ve kaybı görülebilmektedir.
Egzersiz  

Egzersiz yapmak sağlıklı beslenme ile desteklendiğinde bireylerin sağlık ve kilo durumuna olumlu katkılar yapar. İnsülin duyarlılığının artmasını sağlayarak yumurtalık fonksiyonlarını da düzenler ve iddialara göre gebelik ihtimalini de artıran unsurlardan biridir. Araştırmalarda net bir veri gösterilemediğinden dolayı şimdilik doğurganlığı artırdığı bilgisi iddia olarak durmaktadır.

ABD’de IVF siklusuna katılan 2232 kadın üzerinde bir araştırma yapılmış ve 1 ila 9 sene zarfında 4 saatten fazla egzersiz yapan kadınların tedavi sonuçlarının olumsuz olduğu görülmüştür. Bu yüzden bu çiftlerin haftada 4 saatten fazla egzersiz yapmaması tavsiye edilmektedir.

Kafein  

Kafeinin kısırlık durumuna olumsuz etki etmesi tartışılan konulardan biridir. Sağlıklı bir bireyin orta seviyede kafein almasında bir sakınca görülmemektedir fakat doğurma çağındaki kadınların günde 300 mg seviyesini aşmamaları tavsiye edilmektedir. Bir gün içerisinde 7 ve daha fazla çay veya kahve tüketmek doğurganlığı  olumsuz etkilemektedir.

Alkol

Bir hafta içerisinde 7-8 bardak alkol kullanan kadınlarda doğurganlığı azalmaktadır. Alkol almayanlara göre bir mukayese yapıldığında haftada ortalama 1 bardak alkol tüketenlerde dahi döllenme ihtimalinin daha az olduğu görülür.

Alkol kullanımı yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz şekilde etkilemektedir. Bebeklerde “Kromozom Anomali” ihtimalini artırmaktadır.

Haftada 1 ila 5 bardak alkol tüketenlerde kısırlık ihtimali % 100 oranından % 61’e düşer. Yine bir haftada 10 bardaktan fazla alkol tüketenlerde bu oran % 34’e kadar düşer. Alkol tüketmek düşük ihtimalini de artıran faktörlerden biridir.

Çevresel Zararlı Maddeler

Yaşadığımız yerlerdeki kimyasal maddelerin çoğu doğurganlığı olumsuz etkiler, gebelik kayıpları ve kusurlu bebek doğurma gibi durumlara yol açmaktadır.

Yağ çözücü ve temizlik maddeleri, yapıştırıcılar, kozmetik ürünler, boya ve boya çıkarıcı maddeler “Solvent” grubundadır ve bu tür maddelere maruz kalan erkeklerin sperm sayısında % 40 oranında azalmaya sebep olurlar. Pestisit yani tarım zehiri de aynı sonuçlara neden olmaktadır.

Kaynakçılık gibi çalışanların yüksek ısıya maruz kalmalarına yol açan meslekler de sperm sayısına olumsuz etki eden faktörler arasındadır.

İleri Yaş

Değişen sosyal ve ekonomik şartlar nedeniyle çocuk yapmayı ileri yaşlarda düşünen çiftlerin oranı son 30 yıl itibariyle artmıştır ancak bu durum Infertilite açısından bir risk unsurudur.

35 yaşına kadar yavaş bir şekilde azalmaya başlayan doğurganlığk, bu yaşın sonrasında giderek hızlanmaktadır. Bu durum yardımcı üreme teknikleriyle yapılan tedavilerde de karşımıza benzer bir şekilde çıkmakta, elde edilen gebelik oranı ve transferi sağlanan embriyo başına canlı doğum oranı da azalma göstermektedir.

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar

Bu türden hastalıklar tüplerde yapışıklıklar oluşmasına sebep olarak Infertilite sorununa kapı açabilmektedirler. Öte yandan “Hazneyi yıkamak” diye tabir edilen “Vajinal duş” yapma alışkanlığının da enfeksiyon oluşturarak dış gebelik ve Infertilite sorunlarına yol açabileceği bilinmektedir…

Yukarıda tek tek ele aldığımız bu alışkanlıklar kadın ve erkek doğurganlığı için önemli etkiler oluşturan faktörlerdir. Tüm bireyler hayata ve doğurganlığa direkt etki eden bu unsurların bilincinde olmalı ve hayatlarını daha doğru düzenleme yoluna giderek oluşabilecek risklerden kendilerini korumalıdır.

İlginizi Çekebilir

Obezite Kadınlarda Kısırlık Nedeni Mi?

Obezite, yumurtlama problemleri için bilinen bir risk faktörüdür. Yapılan araştırmalara göre obez olan kadınlar, normal …