Ana Sayfa >> Doğurganlık >> Doğurganlığınızı Kaybetmekten Korkmayın

Doğurganlığınızı Kaybetmekten Korkmayın

Son yıllarda özellikle Avrupa ülkelerinin doğum oranlarında dikkat çekici bir azalma görülmektedir. Öyle ki, bu azalma kimi ülkelerin nüfus dengesini bozacak seviyeye gelmiş ve bu durumu değiştirecek birtakım yöntemler ortaya atılmıştır. En çarpıcı örnek olarak Rusya Devlet Başkanı Putin, söz konusu nüfus azalmasının ülkedeki birincil sorun haline geldiğini ve önlem alınması gerekliliğini vurgulayan açıklamalar yapmıştır.

Bireylerin kişisel nedenlerle doğurganlık özelliklerini minimum seviyede kullanmaları veya hiç kullanmama yolunu seçmelerinin birçok sosyal, toplumsal, ailevi ve siyasi nedeni bulunmaktadır. Batılı ülkelerde kariyerini ön planda tutarak çocuk doğurma zamanını ilerleyen yaşlara bırakan birçok kadın vardır. Buna benzer sebeplerle aynı durum ve etkiler ABD’de de ortaya çıkmaya başlayınca “American Society of Reproductive Medicine” yani kısa adıyla ASRM, “Doğurganlık bilinci” anlamına gelen “Fertility Awareness” adında bir kampanya düzenleyerek geç yaşlarda hamile kalma zorluklarını içeren uyarılara yer vermiştir.

Günümüzde 37 yaşının üstündeki anne olmamış kadınların gerçek ve bilimsel verilere gereksinimi vardır; klişe sözler yerine bilimsel gerçekler ışığında neden ve sonuçlar üzerinde düşünmeleri sağlanması her anlamda daha sağlıklı bir yöntemdir.

İleri yaşta olduklarından dolayı doğurma konusunda riskler yaşama ihtimali olan kadınlar gibi özel durumlar nedeniyle genç yaşta da benzer risklerle karşılaşan birçok kadın vardır. Ameliyatla bir yumurtalığı alınmış olan, ailesinde “Erken Menopoz” olduğundan genetik risk altında olan, çocukluğunda ya da gençliğinde kanser hastalığından dolayı Kemoterapi veya Radyoterapi uygulanacak olan, Endometriozis’ten dolayı bir ya da daha fazla kisti alınan kadınlar bahsettiğimiz duruma örnek teşkil etmektedir.

Risk unsuru ya da şikayeti bulunmadığı halde Jinekolojik muayene yaptırdığında yumurtalık kapasitesinde azalma tespit edilen kadınlar da mevcuttur ve doğru yöntemler öneren bir danışmanlık verilerek yönlendirilmeleri şarttır.

Üreme çağında kanser tedavisi gören kadınlarda Kemoterapi ve Radyoterapi’nin ardından adetlerin kesilmesi, yumurtalıkların işlevinde azalma ve doğurganlığın azalması ya da kaybedilmesi gibi durumlarla karşılaşılabilmektedir. Bu tür yan etkiler yaşla doğru orantılıdır; 30’lu yaşlardan sonra yapılan Kemoterapi ve Radyoterapi’nin ardından gereken tedbirler alınmazsa doğurganlık kaybolma durumuna gelir. “Lobo 2005”e göre 20 yaşından önce tedaviye giren genç kız ve kadınlarda adetten tamamıyla kesilme oranı % 17 ve kendiliğinden gebe kalma oranı % 28’dir. Bu oranlar 25 yaşından sonra ise % 90 ve % 5 olarak gerçekleşir ve aradaki farkı bariz bir şekilde gözler önüne serer.

Kemik iliği nakli yapılan kadınların teorik anlamda gebe kalabilme ihtimalleri yoktur. Radyasyon tedavisi alacak kadınlarınsa olumsuz etkilerin yumurtalıklara zarar vermesinin engellenmesi için Laparoskopi yöntemiyle yumurtalıklarının yerleri değiştirilir. Bu sayede yumurtalıklar % 60 ila % 100 oranında işlevini koruyabileceklerdir.

Doğurganlık, esas olarak yumurtalığın bir fonksiyonudur; yumurtalıklardaki yumurta sayısı doğumdan sonraki süreçte azalma periyoduna girer ve menopoz ile birlikte biter. Çocuk sahibi olmayı ileri yaşta düşünen kadınlar için bu işleyiş zorluk teşkil eder. Tüp bebek tedavisi için başvuranların istediği sonuca ulaşmasında da yumurtalık kapasitesi önemli bir etkendir; bu kapasite az ve yumurtalıklar istenen cevabı veremiyorsa başarı ihtimali önemli ölçüde azalmaktadır.

Günümüzde yapılan araştırmaların bazılarında yumurtalık içerisinde döl hücresi oluşumunu sağlayabilecek potansiyel bulunduran kök hücrelere rastlanmıştır. Bu yüzeysel hücreler sayıca yeterli ve uygun ortamlarda kültüre edilmeleri halinde yumurta hücresine dönüşebilme özelliğine sahiptirler. Yani söz konusu hücreler kök hücre işlevini alarak yeni bir yumurta hücresi oluşumu meydana getirmektedirler. Şu anda araştırma safhasında olan bu konunun uygulamaya dökülebilmesi zamana ve yeni araştırmalarla alınabilecek mesafelere bağlıdır. Gerçeğe dönüşmesi halinde adeta bir devrim etkisi yaratma ihtimali bulunan bu gelişmeler, kadın doğurganlığı ve menopoz gibi hayati öneme sahip unsurlar için de çare olabilme ihtimali içermektedirler.

Yine kök hücre kullanımıyla erkek ve kadın döl hücresi geliştirme yöntemi içeren araştırmalar da bir diğer yeni gelişme olarak gündemde yerini almıştır. Üreme amacı taşımayan klonlama teknikleri sonucunda elde edilen embriyonik kök hücrelerinin kültür ortamlarında döl hücrelerine dönüştürülme çalışmaları halen sürmektedir. Master 2006)

Bu çalışmalar hayvanlar ve daha çok fareler kullanılarak yapılmaktadır ve kök hücrelerden döl hücresine benzeyen hücreler geliştirilmiş fakat bölünmelerinde sorun yaşandığı gözlenmiştir. (Novak 2006)

Bu araştırmalarda amaçlanan sonuç ve başarılara ulaşılması beklenirken, şu anda elimizde olan seçenekler herkes tarafından değerlendirilmelidir. İleri yaşlarda çocuk sahibi olmayı tercih eden ve aynı düşünceyi 37 yaşını geçmiş olduğu halde de uygulamaya koyan kadınların tüp bebek tedavilerine başvurmak ve embriyolarını dondurmak gibi tedbirleri düşünmeleri doğru olacaktır.

Bunların bir seçenek olmaması ya da istenmemesi durumunda ise mevcut ihtimaller aşağıdaki gibidir:

Yumurta Dondurulması

Bunun için 2 yöntem vardır. İlkinde yumurtalıklar ilaçlarla uyarıldıktan sonra toplanır ve döllenmeden dondurulma işlemi yapılır. (Gosden 2005)

İkinci yöntem ise ilaçla yumurtalık uyarılması işlemi yapmaksızın olgunlaşmamış yumurtaları toplama ve dondurma işlemidir. Son dönemde geliştirilen kültür vasatları, Vitrifikasyon yöntemleri ve CryoTop gibi yöntemlerle işlemlerde başarı oranı artmış ve gebelik elde edilmeye başlanmıştır. (Kuwayama 2005; Lucena 2006)

Yumurtanın bölünmeyle alakalı yapıları dondurulma ve çözülme işlemleri karşısında hassastır ve bu yüzden taze yumurta kullanılarak uygulanan tüp bebek tedavilerine göre başarısız olunmaktadır. Yine de artan başarıların devamıyla birlikte doğurganlığını muhafaza etmeyi tercih eden kadınlar nezdinde yaygınlaşacağı kesindir.

Bir diğer yöntem olarak yumurtalık uyarılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtaların dondurulması işlemi bulunmakta ancak düşük rakamlarla gebelik elde edildiğinden dolayı deneysel olarak kabul görmektedir.
Yumurtalık dokusu dondurulması

Son dönemde ortaya atılan bir uygulamadır ve bu yöntem uygulanarak dünyada 2 kadın doğum yapmıştır.

Genelde Laparoskopi olmak üzere cerrahi yöntemler aracılığıyla yumurtalık dokusu ya da yumurtalık tamamen dondurulur. Öncesinde ise doku ince şeritler halinde kesilir ve ihtiyaç halinde “Ortotopik” yani yumurtalığın anatomik anlamda bulunduğu yere ya da “Heterotopik”  yani vücutta bir başka yere nakledilir.

Ortotopik Transplantasyon’dan sonra bir gebelik elde edilebilmişse bunun transplante edilen yumurtalık dokusu ile duran yumurtalığın hangisinden elde edildiği sorunsalı yaşanır. Bu konu bilim dünyasında tartışmalara yol açmıştır. (Donnez 2005)

Heterotopik transplantasyon’da ise yumurta elde edilebilmiş ancak 4 hücreli embriyo safhasına gelinmesine karşın gebelik elde etmek şimdilik mümkün olmamıştır.

İlginizi Çekebilir

Polikistik Over Sendromu ve Beslenme

Genç kadınların %5 ile %10’unda polikistik over sendromu adı verilen bir hormonal bozukluk vardır. Polikistik …