Ana Sayfa >> Açıklanamayan Kısırlık >> Açıklanamayan Kısırlık (İnfertilite )

Açıklanamayan Kısırlık (İnfertilite )

Açıklanamayan Kısırlık (İnfertilite )

Çiftler için yapılan kısırlık incelemelerinde bilinen ihtimaller belirlenir ve en son Açıklanamayan Kısırlık (İnfertilite ) tanısı konulur. Bu örnekte sorun geciken gebelik de, ortaya çıkarılamamış bir sebep de olabilir.

Elde edilen yeni imkanlar ve gelişen yöntemlerle birlikte İnfertilite’nin hangi sebeplerden oluştuğu konusunda ilerlemeler sağlanmıştır. Yine de yaşadığı bu sorunu öğrenmek için tedavi merkezlerine başvuran çiftlerden % 25 ila % 30’u bilgi sahibi olamamaktadır. Böyle durumlarda herhangi bir sorun olmadığını düşünerek beklemeyi tercih etmek son derece yanlıştır. Gebeliği engelleyen bir sebep vardır ve tespit edilemiyorsa bugünün imkanlarının yetersiz kaldığı anlamını taşımaktadır.

3 seneden daha fazla süreyle tedavi olmayan ve kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde 1 aylık ortalama gebelik elde edebilme ihtimali % 1 ila % 2 oranındadır. 2 yıllık sürelerde ise bu oran % 60’a ulaşmaktadır.

3 seneden uzun süren kısırlık vakalarında kadın yaşı 35’in üzerindeyse “Prognoz” daha kötü durumdadır. 2 seneden kısa bir süre açıklanamayan kısırlık sorunu yaşatan çiftlerde ise kadın yaşı 35’in altında olduğunda, tedavi uygulaması yokken dahi Prognoz iyi durumdadır.

Günümüzde Açıklanamayan Kısırlık konusunda tanının ne şekilde konduğu yoğun tartışmalara neden olmaktadır. Sıklık durumu ortalama % 20 olarak kabul edilirken, bildirilen oranlar % 0 ila % 60 arasındadır. (1)

Bildirilen sıklık arasındaki bu büyük fark nasıl açıklanabilir?

Ovülasyon testleri, semen analizi, HSG ve Laparoskopi normal şeklinde yorumlandığında hastaya “Açıklanamayam İnfertilite” tanısı konulmaktadır ve ek testlerin de devreye girmesi halinde bu tanı düşmektedir. Hastada karşılaşılan kafein, sigara ve alkol tüketiminin verdiği zararlar da klasik testlerle incelenmektedir. Açıklanamayan Kısırlık – İnfertilite’de transferi sağlanan embriyonun kalitesine göre Implantasyon oranları düşük görünmektedir ve bu durum klasik testlerle tespit edilememektedir.

Tekrarlayan başarısız gebelik kaybı nedenleriyle İnfertilite nedenlerinin ilişkili olabileceği de iddia edilmiştir ve bu duruma verilecek örneklerden biri “Antifosfolipid Sendromu”dur. Bu sendroma özel testler de mevcuttur.

Açıklanamayan Kısırlık – İnfertilite tanısı konulurken L/S kullanımı, “Endometriozis” ve İnfertilite arasındaki bağ konusunda olduğu gibi tartışmalı durumdadır. Otörlerin çoğu III-IV Endometriozis ile İnfertilite arasında güçlü bir bağ görmektedir ancak bu uzlaşı I-II evre Endometriozis’de geçersizdir.

EndoCAN (Randomize, Prospektif, Çok merkezli bir Kanada çalışması) erken evre Endometriozis’le Subfertilite arasındaki bağı gösteren bir çalışma olarak önem taşımaktadır. L/S’de I-II evre Endometriozis tanısı konulmuş bir grup hastanın bazılarına “Ablasyon” ya da Rezeksiyon uygulanmış, bazılarına ise “Bekle-Gör” tedavisi uygulanarak lezyonlara müdahale edilmemiştir. Bundan sonra hastalar 36 hafta süreyle gözlem altına alındıktan sonra hastalardan % 31’inde gebelik elde edilmiş, kalan kısmında ise % 18 olarak gerçekleşmiştir. (p<0.005) (2) Benzer tipte bir çalışma İtalyanlar tarafından yapılmış ve farklı bir sonuç elde edilememiştir.

Kısırlık sorunu yaşayan hastalarda Endometriozis % 30 ila % 50 oranında görülmektedir. Rahatsızlık mikroskopik ölçülerde görülebildiğinden ve atipk görüntüler sergilemesinden ötürü deneyimli Laparokopistler dahi kesin tanı elde etmekte zorlanmaktadır. (3) Böylelikle “ Açıklanamayan Kısırlık – İnfertilite” tanısı Endometriozis vakalarında da konulabilmektedir. Tubal fonksiyon bozukluklarından dolayı hafif Endometriozis vakalarında da gebelik elde etme oranları düşmektedir. (4) Bunun nedeni ise tüplerde mikroskopik Endometriozis odaklarının varlığıdır ve L/S ile elenememektedir.

Tubal hastalık konusuna gelecek olursak, HSG İnfertilite tanısı konusunda en güvenilir inceleme özelliğiyle tüplerin açıklığının kontrolünü sağlar ancak “Tubal Patoloji” ve Anatomi’de L/S’yegöre yetersiz kaldığı düşünülmektedir. (5) L/S kontrolü ile HSG’nin vakaların % 84’ünde minimum 1 fizyolojik ve anatomik anomali durumunu tespit edemediği görülmüştür. Özetle “ Açıklanamayan Kısırlık İnfertilite ” tanısı konmuş hastalardan bazıları tanı konulmamış tubal faktör veya Endometriozsiz’den kaynaklı kısırlık sorunu olan hastalardır.

Kısaca “POY” olarak adlandırılan “Prematür Ovaryan Yaşlanma” da “Açıklanamayan Kısırlık – İnfertilite” tanısında yer alan durumlardandır. Günümüzde Ovarian yaşlanmanın daha erken başladığı kadınlar mevcuttur. Bu durum Over’deki folliküllerin toplam sayısıyla alakalıdır. Normal işleyen süreçte follikül sayısı 30 ila 31 yaşları arasında yarıya inerek “Subfertilite” dediğimiz durumun başlamasını sağlar. Daha sonra 37 ila 38 yaşları arasında Over’de 25.000 kadar follikül kalır. Bu menopoza yaklaşılırken gelinen en kritik evredir. Yaş 51’e geldiğinde follikül sayısı 1000’e düşer ve bu aşama Menopoz şeklinde adlandırılabilir.

“Fertilite” yani doğurganlık durumu 37 ve 38 yaş ile 51 yaşları arasında hızlı bir şekilde azalmaktadır ve bu azalma 37 yaşından önce başlarsa kadın menopoza erken girmektedir. Alınan verilere göre 45 yaşından önce menopoza giren kadınların oranı % 10, 40 yaşından önce aynı durumu yaşayanların oranı ise % 1’dir. Beklenmeyen yaşta azalan doğurganlık belirlenemediğinde “ Açıklanamayan Kısırlık – İnfertilite ” tanısı konulabilmektedir fakat inceleme dikkat ölçüleri içerisinde yapılırsa sorun tespit edilebilir. Gonadotropinler ile yapılan Stimulasyona yaş ile uyumsuz cevap alınması halinde en etkili bulguya ulaşılabilir. Buna ek olarak Ovarian fonksiyon testlerinin anormal, bazal FSH düzeylerinin yükselmiş, Antral folliküllerin sayısı az ve ailede Erken Menopoz örneği olduğu durumlar da yardımcı olabilmektedir.

Bildirilen sıklık oranlarının değişkenlik ve fark göstermesinin sebebi Açıklanamayan Kısırlık İnfertilite tanısının doğru konulamamasıdır. Bu durum karşısında tanım değişikliği gündeme gelmiş ve “Tanı konulmamış İnfertilite tanısı” ifadesinin kullanılması önerilmiştir.

Tedavi

3 yıldan fazla süreyle kısırlık sorunu olup da bu tanıyı alan çiftlerin % 60’ı herhangi bir tedavi görmeden gebelik elde edebilmektedir. Sorun ise hastaların yaşı genç dahi olsa 3 yıl beklemelerini tavsiye etmektir ve üstelik 3 yıllık sürenin ardından doğurganlığın azalma oranı % 24’tür. Yaşı 35 ve daha altındaki kadınların aylık canlı doğum oranı % 0.20 ila % 0.25, Açıklanamayan İnfertilite tanısı konulmuş hastalarda ise bu oran % 0.013 ila % 0.041 arasında seyretmektedir.

Hiçbir sorunun bulunamadığı vakalarda ise Ampirik tedavi (CC, IUI, CC+IUI, FSH, rec-FSH, HMG ve IVF) verilmektedir.

“Cochrane” verilerinde ise “Bekle-gör” tedavisi, cc, IUI, IUI+KOH, IVF VE GIFT ile mukayese edilen 4 randomize kontrollü çalışma incelenerek şu araştırmalar uygulanmıştır:

  1. çalışma IVF vs IUI, IVF vs IUI+KOH
  2.  çalışma IVF vs IUI, IVF vs IUI+KOH, IVF vs GIFT
  3.  çalışma IVF vs bekle-gör
  4.  çalışma IVF vs GIFT

Canlı doğum oranları bakımından IVF ile IUI ya da IUI+KOH arasında pek bir farka rastlanmamıştır. IVF ile “Bekle-gör tedavisi” arasında gözle görülür bir fark elde edilmiştir. IVF ile GIFT arasında ise canlı doğum oranları bakımından pek bir fark görülmemiştir fakat klinik gebelik oranlarında IVF yüksektir.

Tüm bu çalışmaları birbirlerine olan üstünlükleri bakımından değerlendirmek pek mümkün değildir çünkü az sayıda çalışma yapılmış ve uzun süre takip edilememiştir. Bir diğer sebep de deneklerin eşit olmamasıdır. Birçoğunda OHSS ve çoğul gebelik benzeri komplikasyonlar tespit edilememiş ya da açıklanmamıştır. Daha kapsamlı, yan etki olasılıkları hakkında bilgiler veren ve ekonomik anlamdaki hesaplamaları da içeriğinde bulunduran çalışmalar olduğu takdirde tedavilerden hangisinin üstün olduğu anlaşılabilecektir.

Kaynaklar:
1) Penney LL, Unexplained infertility, www.fertilitynetwork.com/articles

2) Marcoux S,et al Laparoscopic surgery in infertile women with minimal or mild endometriosis. N Eng J Med 337:217, 1997

3) Olive DL, Schwartz LB. Endometriosis N Eng J Med 328:1759-69, 1993

4) Cook AS, Rock JA. The role of laparoscopy in the treatment of endometriosis. Fertil Steril 55:663-80, 1995

5) Mol BWJ, et al. Comparison of hysterosalpingography and laparoscopy in predicting infertility outcome. Hum Reprod 14:1237-42, 1999

İlginizi Çekebilir

Mikroenjeksiyon nedir?

Mikroenjeksiyon Nedir? Kimlere Uygulanır?

Mikroenjeksiyon, doğurganlık sorunları olan çiftlerin yararlanabileceği doğurganlık tedavi seçeneklerinden biridir. Erkekte ciddi kısırlığına önemli ölçüde …